10 Eylül 2011 - 13:13

BOP kısaltmasıyla, mizah dahil bir dizi alana konu olmuş, en son ve güncellenmiş adıyla “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi”nin temel amacı, girişimin adında geçen coğrafyada AB(D)’nin (Atlantik geniş havzasının) menfaatlerini tehdit eden devlet veya devlet dışı organizasyonların yolaçacağı duyarlılık ve hareketliliği önlemekti. Bu sebeple BOP, ABD’nin liderliğinde, BOP’un ilgi alanındaki ülkelerde “teröre karşı savaş” yürütmek için “koalisyon” adında bir askeri güç ve “teröre karşı savaş” kültürünün oluşması, bu yönde değişim ve dönüşüm sağlanması için de “Gelecek Vakfı” adında bir sivil toplum iradesi inşa etmişti.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- 2006’da Lübnan Hizbullahı’nın İsrail’i, yani BOP’un askeri anlamını ve 2009’da Hariri’yi, yani BOP’un sivil anlamını ağır yenilgiye uğratmasıyla ve HAMAS’ın 2008 Aralık’ta/2009’da Gazze’de İsrail’in saldırısını püskürtmesiyle BOP fiilen öldü. Ölümü duyuran ise BOP yerine “yeni ortadoğu” isimli farklı üslubu ilan eden ABD eski Dışişleri Bakanı Rice oldu. Başbakan Erdoğan’ın “BOP’un zaten baştan kötü bir fikir olduğunu” söylemesi çok sonra, bütün hesap kitabın altüst olmasından, Hizbullah’ın, Lübnan’daki BOP hükümeti olan 14 Mart koalisyonunu çökertmesi ve bu koalisyonun dağılmasının ardındandır.

AB(D)’nin Afganistan, Irak, Lübnan ve Filistin’deki ağır yenilgilerine, başarısızlıklarına ve fiyaskolarına bakıp artık sömürgeci emellerden vazgeçeceklerini sanmamak gerektiğinin nice örneği var. En son,“derin Amerika”nın Obama kabinesine iliştirdiği Hillary Clinton’ın “Küresel Terörizmle Mücadele Forumu”nun, eski bakan Rice’ın “yeni ortadoğu”sunun devamı olduğunu bu bahiste kayda geçmek lazımdır.

Amerikan Dışişleri Bakanı’nın açıkladığına göre “Küresel Terörizmle Mücadele Forumu”, “otoriter rejimlerin pençesinden kurtulan Ortadoğu ülkelerinde köktendinci terörizmin zemin kazanmasını engellemek”tir. Bakan, Bush dönemindeki “ya bendensin, ya düşman” diyalektiğinin hatırlanmaması için “girişimin amacının ABD’nin bölgede itibarının artması olmadığı, terörizmle mücadelede daha çok dost ve daha az düşmanla başarılı olmak olduğu”nu söylemeyi ihmal etmemiş.

BOP’ta olduğu gibi, bu yeni girişimde de Türkiye “eşbaşkan”!

AK Parti liderinin 12 Haziran 2011 seçimlerine giderken bütün emarelerle AB(D) vesayet sisteminden çıkma ve Türkiye’ye basamak atlatma yönünde güçlü niyet belirtmesinden sonra bugünlerde tekrar “eşbaşkan” basamağına inilmesi hükümet adına hezimettir. Bu hezimeti halihazırda İsrail karşısındaki yüksek sesli tutum asla telafi edemez, gerçek durumu görmeyi engelleyemez, hakikatin üstünü örtemez, Türkiye’nin içine yuvarlandığı karanlık kuyuyu teşhis etmeye mani olamaz. Aksine bu tür çıkışlar, Mavi Marmara’nın, İsrail siyasetindeki kimi unsurlarla ahenk içinde Netenyahu hükümetinin alaşağı edilip HAMAS’ı 1967 çerçevesinde İsrail’i tanımaya mecbur bırakacak deniz operasyonunda kullanma projesinin devam ettiği kanısını güçlendirir.

Hükümet ve AK Parti adına konuşan tüm sözcülerin anamuhalefet partisindeki kimi kafa karışıklıklarından ve söylem karmaşasından da yararlanarak, İsrail’e karşı sert eleştirilere anamuhalefet partisinin göğsünü siper ettiği biçimindeki kampanyasının, Rusya ve İran’a karşı olduğu besbelli füze radar sisteminin Türkiye topraklarında barındırılmasına verilen onay ve “Küresel Terörizmle Mücadele Forumu”nun eşbaşkanlığını üstlenme gelişmeleriyle aynı zamana denk geldiği kimsenin gözünden kaçmıyor.

“Küresel Terörizmle Mücadele Forumu”, ümmi isyanlarla diktatörlerinden kurtulmuş ama hâlâ diktatörlüğün kurumsal egemenliğinin tasallutu altında yoluna devam eden Akdeniz üçlemesi (Tunus, Mısır, Libya) başta olmak üzere, AB(D) hesap kitabını doğrudan ilgilendiren bölge ülkelerine yeni sömürgeciliğin ideolojisi olan “demokrasi”yi ihraç etmenin somutlaşmış iradesidir. Bu yönüyle ne BOP’tan, ne de “yeni ortadoğu”dan hiç farkı yoktur. Eski proje ve fikirlerde olduğu gibi “Küresel Terörizmle Mücadele Forumu”nun hedefinde de Atlantik hegemonisine direniş cephesinin aktüel güçleri vardır: İran, HAMAS, Hizbullah, İslami Cihad ve şimdilik bu cepheye destek olan Suriye.

Türkiye için tayin edilen görev emrinin artık zamanının geldiğine, BOP ve “yeni ortadoğu” zamanlarında muhafazakâr kesimde sağlanamamış iç bütünlüğün Suriye vesilesiyle test edilip sonuç alınmasıyla karar verilmiş olmalıdır. Suriye’de yaşanan iç savaş, İslamcılık ve muhafazakârlık arasında güçlü bir İran, Şiilik, Alevilik, Suriye, Hizbullah karşıtı hamaset ortaya çıkarmayı başardığına, hatta Lübnan’da Hariri’ye bağlı milislere benzer bir sokak gücünün Türkiye’de de hareketlenmesi sağlandığına göre, Türkiye’nin bölge ülkelerini otoriter rejimlerden çıkarıp yeni sömürgeciliğin ideolojisi olan “demokrasi”ye yöneltmesi için en elverişli koşulların oluştuğu düşünülebilir. “Liberal İslam”cılığın türemesi için münbit bataklığın bu vesileyle kıvam bulduğu da söylenebilir. “Liberal İslam” ve onun İslamcılığı, Stalinist rejim ihracı modeline uygun şekilde yeni sömürgeciliğin ülkeyi istilası için fikrî asfalt döşemekten başka bir şey değildir.

NATO sisteminin Türkiye’yi oyun hamuru gibi gönlünce şekillendirmesine itiraz yükseltmeye çalışırken, şimdi daha beteriyle karşı karşıyayız: Türkiye’nin eşbaşkan olmayı kabul ettiği “Küresel Terörizmle Mücadele Forumu” ABD Dışişleri Bakanlığı’nın koordinasyonunda 30 ülkenin katkı ve katılımıyla görev yapacak ve hedef ülkelerin polis, savcı ve yargıçlarını eğitecek; yani bu ülkelerin ihraç fazlası “demokrasi”ye kendi dinamikleriyle geçmeyi başaramayacakları öngörüldüğünden tarihin tekerleğinin dönmesine yardımcı olunacak.

İslamcılar ve muhafazakârların, “Küresel Terörizmle Mücadele Forumu” adıyla güncellenmiş “yeni ortadoğu”nun eşbaşkanlığının siyasi kampanyasında kolaylıkla istihdam edilebileceklerinin test sürüşü Suriye iç savaşında başarıldı. İslamcılar, Suriye konusunda kendi sözlerini söylemek, sorunu çözecek etkili girişimlerde bulunmak ve AB(D) hegemonyasının emelini kursağında bırakmak yerine, tüm benlikleriyle yeni sömürgeciliğin kampanyasında yeralıp katkı sunmayı tercih ettiler. Libya savaşında, Kaddafi diktatörlüğüne karşı çıkmanın NATO muhibliği manasına gelmesine hiçbir şekilde direnmediler. Bütün bu olaylarla fermante olmuş dindar zihniyetin öncelik hiyerarşisinde zincirin başına “diktatörlükten kurtulma” yanıltıcılığının yerleştirilmesiyle patlak verecek zincirleme reaksiyonun, AB(D) hegemonyasının amaç, hedef ve emellerine imdada koşacak silsileyi yaratması nasıl önlenebilir(di) ki? Zaten Dışişleri Bakanı'na şârih olmayı uluslararası siyasette aktör olmak zanneden biçare İslamcılık ülkeye hangi geleceği vadedebilir?

2002'den beri iktidarı eleştirerek sonuç alma tarzını benimsemiş bir dindar olarak, İslamcıların yüksek sadakatli sükûtu bize tabii ki anlaşılmaz, tuhaf, akıl almaz, anlamsız, kabul edilmez ve acınası görünüyor. Zevahiri kurtarma kabilinden, şiş ve kebabı yanmaktan korumayı amaçlamış usûlen basın açıklamalarını da dahil ederek söylersek, füze savunma sistemi karşısında derin sessizliğe gömülmüş İslamcıların devlet aygıtına ilişik düşünce dünyalarından bahsettiğimizde öfkelenmeleri hakikatin can yakıcılığındandır.

Füze savunma sisteminin Türkiye topraklarına yerleştirilmesini imzalama ve “Küresel Terörizmle Mücadele Forumu”na eşbaşkan olma gibi işleri eğer CHP yapsaydı mezkur İslamcılar yeri göğü inletir, bu partinin ne NATO'culuğunu bırakırdı, ne Ergenekonculuğunu, ne batıya satılmışlığını, ne de millete yabancılığını!

AB(D)'nin menfaat çizelgesiyle bizim diyarın ne değeri, ne ahlakı, ne amacı asla örtüşmez. Bâtıl üzerine bina edilmiş menfaat katalogundaki bu kadar kan, talan, işgal, iğfal ve gözyaşı AB(D) hegemonyasının özünden fışkırıyor, Türkiye böyle bir suça nasıl eşbaşkan olur? Türkiye'nin batı/NATO sistemine üyeliğine anlam ve değer yükleyen bakışaçısından milli ve bölgesel hayır üremez. O yüzden, iç iktidarın korunması için NATO sisteminde kalmaya stratejik anlam yükleyen muhafazakâr akıl Türkiye’nin temellerini çürütüyor, kurucu değerleri küflendiriyor ve koflaştırıyor, “mazlum milletlere örnek olma” idealpolitiğini belleklerden siliyor.

NATO'nun tarifi “savunma” iken pragmatik ve taktik nedenlerle sisteme katılmış Türkiye'nin, nicedir bu tarif alenen “saldırı”ya dönüştüğüne göre niye hâlâ sistemde kaldığını sorması gerekirken 12 Haziran seçimlerinin muktedir iktidarı, haysiyetinden kocaman bir parçanın koparılmasına izin vererek dizlerinin üzerine çöküyor ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın koordinasyonuna tabi “Küresel Terörizmle Mücadele Forumu”na eşbaşkan oluyor. Durumun izahı, özeti, manası budur ve bunda da vicdanı örtmeyi, ötelemeyi, ertelemeyi haklılaştıracak hiçbir hikmet yoktur!

Kenan Çamurcu

iletisim@camurcu.com